Şeker mi İster misin, Korku mu? Türk Ailesinin Halloween Muamması
Ekim ayının son günü geldiğinde, Amerika'nın her köşesi turuncu balkabağı ışıklarıyla, iskelet süslemeleriyle ve kapı kapı dolaşan mini vampirlerle dolup taşıyor. Komşunun çocuğu cadı kostümüyle koşturuyor, öbürü kanlı zombie makyajıyla selfie çekiyor. Peki ya Türk ailesinin çocuğu? O, camdan bu manzaraya bakıyor ve sessizce şunu düşünüyor: "Neden?"
Cevap vermesi gereken ebeveyn ise mutfakta çayını yudumlarken aynı soruyu kendine soruyor.
Kapıya Gidip Şeker İstemek mi? Biz Öyle Bir Şey Yapmayız
Türkiye'de büyüyen bir çocuk için komşunun kapısını çalıp "Şeker mi, şaka mı?" demek... Nasıl desek... Biraz fazla cesur bir hareket. Hatta biraz edepsizce bile sayılabilir. Türk kültüründe misafirliğin kuralları bellidir: Davet olur, ev sahibi ikram eder, misafir kibarca kabul eder. Ama "Ben geldim, şeker ver" mantığı? Bu, büyükannenin kulağına giderse haftalarca "Biz böyle yetiştirmedik seni" lafını dinlemek demektir.
Amerika'da ise durum tam tersi. Halloween gecesi kapı çalmak sadece normal değil, adeta sivil bir görev gibi. Ev sahipleri de buna hazırlıklı geliyor: kocaman şeker kasesiyle, kostümle, hatta bazen dekor yarışmasına girmiş gibi süslenmiş bir veranda ile. Sistem işliyor. Ama Türk çocuğu bu sistemin içine girmeye çalışırken bir yerlerde donup kalıyor.
"Baba, Neden Hayalet Oluyoruz?"
İşte tam bu noktada Türk ebeveynin sınavı başlıyor. Çocuk soruyor: "Baba, neden bu gece hayalet olacağız?"
Baba derin bir nefes alıyor. "Çünkü... Halloween bu."
"Ama neden?"
"Çünkü Amerika'da böyle."
"Ama neden?"
Ve baba, Google'ı açıp hızlıca Celtic harvest festival, Samhain, All Hallows' Eve yazan ilk Wikipedia maddesini okumaya başlıyor. Çocuğa döndüğünde ise "Eskiden insanlar ruhların geri döndüğüne inanırlarmış, onları korkutmak için kostüm giyerlermiş" diyor. Çocuk gözlerini kısıyor: "Ama biz korkutucu kostüm giymiyoruz ki, sen beni süpermen yaptın."
Haklı. Baba cevap veremiyor.
Bayram Heyecanı ile Halloween Kargaşası Arasında
Türk çocukları için en büyük bayram heyecanı Ramazan veya Kurban Bayramı'nda yaşanır. Sabah erkenden kalkılır, en güzel kıyafetler giyilir, büyüklerin elinden öpülür ve karşılığında harçlık alınır. Bu sistemi çocuk çok iyi anlıyor: saygı göster, karşılığında ödül al. Mantıklı, düzenli, açıklanabilir.
Halloween ise tam tersi bir kaos enerjisi taşıyor. Karanlıkta dışarı çıkılıyor, korkutucu şeyler giyiliyor, tanımadığın insanların kapısı çalınıyor ve şeker alınıyor. Büyüklerin eli öpülmüyor, aksine bazen büyükler de kostüm giyip şakalar yapıyor. Türk çocuğunun zihninde bu iki dünya bir türlü örtüşmüyor.
Bir Türk-Amerikalı annenin dediği gibi: "Oğlum bayramda 'dede, elini öpeyim' diye koşuyor. Halloween'de ise komşunun kapısına gitmek için beni zorla çekiyorum. 'Ama biz onları tanımıyoruz' diyor. Ben de 'Evet ama şeker veriyorlar' diyorum. O da 'Neden?' diye soruyor. Ben de bilmiyorum neden!"
Kostüm Seçimi: Ailenin Gizli Savaş Alanı
Eğer bir Türk ailesi Halloween'i benimsemeye karar verdiyse, ikinci büyük kriz kostüm seçiminde başlıyor. Çocuk bir şeyler istiyor, anne başka bir şey düşünüyor, baba ise "Neden para harcıyoruz buna?" modunda.
Tipik bir senaryo şöyle gelişiyor:
Çocuk: "Ben Stranger Things'teki gibi olmak istiyorum!" Anne: "O nedir ya, hiç duymadım." Baba: "Türk bayrağı desenli bir şeyler yok mu?" Çocuk: derin bir hayal kırıklığı sesi
Sonunda uzlaşı genellikle şöyle bir yerde bulunuyor: "Tamam, süpermen olursun ama üstüne mont giyeceksin, hava soğuk." Ve işte tam bu noktada Türk çocuğu, arkadaşlarının yanında mont giyen tek süpermen olarak trick-or-treat'e çıkıyor.
Şeker Meselesi: Bir Kültürel Antropoloji Dersi
Halloween sonrası şeker yığınına bakış da kültürden kültüre değişiyor. Amerikalı çocuk şekerlerini kategorize ediyor, takas ediyor, stratejik bir şekilde tüketiyor. Bu bir ritüel, bir gelenek, bir sosyal etkinlik.
Türk ebeveyn ise o şeker torbasına bakıyor ve şunu düşünüyor: "Bunların içinde ne var? Markası ne? Hepsini yerse ne olur?" Ve ertesi gün kaçınılmaz olarak annenin denetiminden geçmeden tek bir şeker ağza gitmiyor.
Bir de tabi şu var: Türk evlerinde misafirliğe gidildiğinde ev sahibi her zaman en iyisini sunar. Lokum, çikolata, baklava... Ama Halloween şekerleri çoğunlukla küçük, jenerik, toplu üretim. Türk büyükanne bu durumu görse kesinlikle "Komşu bize böyle mi ikram etti?" diye sorardı.
Ama Yine de Gidiyoruz
Tüm bu kültürel kafa karışıklığına rağmen, Türk ailelerinin büyük çoğunluğu Halloween'e katılıyor. Çünkü çocuk istiyor, arkadaşları gidiyor ve sonuçta bu ülkede yaşıyorlar.
Üstelik zamanla garip bir şey oluyor: Türk ebeveynler de bu işe alışıyor. İlk yıl "Neden yapıyoruz bunu?" diye çıkıyorlar kapıdan. Üçüncü yıl balkabağı oymayı öğreniyorlar. Beşinci yıl ise kendileri de kostüm giyip komşulara kapı açıyorlar.
Kültür böyle bir şey. Açıklayamassan bile yaşarsın. Anlayamassan bile benimsersin. Ve bir gün fark ediyorsun ki çocuğun hem bayramda dede elini öpüyor, hem de Halloween'de en verimli trick-or-treat rotasını biliyor.
İki dünyanın tam ortasında, şeker torbasıyla, mont giymiş süpermen kostümüyle, annesi arkasından "Dikkatli ol!" diye bağırırken.
Bu mu Türk-Amerikalı çocuğun portresi? Evet, tam olarak bu.
Gazete Keyfi: Her gün biraz eğlence, biraz hayat!